Gerekli gereksiz her şeyin günü anılıp, kutlanırken böylesine önemli bir günde fazlaca sessiz kalındı. Geçtiğimiz pazartesi günü Lozan Antlaşmasının 94. Yıldönümüydü. Bu antlaşma için bir çoğumuz, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin garantisidir diyebiliriz ama bazılarına göre durum aynı değil. Ülkemizde bu tapuyu yırtmak isteyen bir hayli fazla. Antlaşma üzerinden çokça yalan- yanlış bilgiler veriliyor.
Geçtiğimiz senelerdeki yapılan yıldönümü açıklamalarından da anlaşılacağı üzere, amaçlarının Lozan Antlaşması’nın önemini ve değerini küçülterek Atatürk’e saldırmak olduğu ortada. Osmanlı Devleti’ni 1. Dünya Savaşına sokan, savaşın sonunda milyonlarca kilometrekarelik vatan toprağının kaybedilmesine sebep olan sanki Atatürk ve arkadaşlarıymış gibi bir izlenim yaratarak, kaybedilen topraklara kıyasla kurtardığımız toprakların az olduğunu belirterek Lozan’ın büyük bir zafer olmadığını, zafermiş gibi yutturulmaya çalışıldığını ima ediyorlar.
 
Amacım kimseye tarih dersi vermek falan değil. Burada önemli olan bir şeyi gerçekten bilmek istemek ve araştırıp öğrenmek. Böyle önemli konular hakkında da yalan-yanlış, kulaktan duyma, karışık bilgiler vermemek.
 
 Araştırmalarımdan yola çıkarak Lozan Antlaşması’ndan bahsetmek istiyorum.
 
  “Mudanya Ateşkes Antlaşması’ndan sonra barış esaslarını görüşmek üzere Lozan Konferansı toplandı (20 Kasım 1922). Konferans, tarafsız bir ülke olan İsviçre’nin Lozan kentinde toplandı. Konferansa TBMM adına (Mudanya’daki başarısından dolayı) İsmet Paşa katıldı.
     Konferansa İstanbul Hükümeti de çağırılınca oluşabilecek ikiliği önlemek için saltanat kaldırıldı.
İtilaf Devletleri (özellikle İngiltere ve Fransa) imzalanacak antlaşmayı I. Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkan Osmanlı Devleti’ne kabul ettirilmeye çalışılan Sevr Antlaşması’nın yeniden gözden geçirilmesi olarak görüyor, Sevr’e benzer ayrıcalıklar elde etmek istiyorlardı.
     TBMM ise, Misak-ı Millî sınırları içinde bağımsız yeni bir devletin kurulduğunu, buna bağlı olarak da Osmanlı Devleti’nden kalan kötü mirası üstlenmediğini kanıtlamak, millî egemenliği sınırlayıcı koşulları ortadan kaldırmak istiyordu.
     Mustafa Kemal, konferansa katılan temsilcilerden bu görüşmelerde Ermeni meselesi ve kapitülasyonlar konusunda asla taviz vermemelerini istedi. Konferansa Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya katıldı. Boğazlarla ilgili konular görüşülürken Sovyet Rusya ve Bulgaristan da hazır bulundular. ABD ise gözlemci olarak katılmıştır. Konferans şu üç önemli konuyu çözmek için toplanmıştı:
1. Türk – Yunan barışının esaslarını belirlemek
2. Osmanlı Devleti’nin yerine, Yeni Türk Devleti’ni ve onun haklarını tanımak
3. Osmanlı Devleti’nin yabancılara vermiş olduğu kapitülasyonları kaldırmak
Konferans görüşmeleri çok çetin geçti.
– Borçlar meselesi,
– Karaağaç,
– Boğazlar,
– Kapitülasyonlar,
– İstanbul’un İtilâf Devletlerince boşaltılması,
– Irak sınırımızın belirlenmesi (Musul), konularında Türk heyetinin bütün iyi niyetli çabalarına rağmen anlaşmaya varılamadı. Konferans 4 Şubat 1923’te dağıldı.
Tarafların iyi niyetli çalışmaları sonucunda konferans tekrar toplanmış ve yapılan görüşmelerden sonra Lozan Antlaşması imzalanmıştır (24 Temmuz 1923)
Kimileri bu antlaşmanın 100 yıl sonra (2023)  biteceğini öne sürse de, araştırmacılar antlaşmanın içinde böyle bir maddenin olmadığını belirtiyor”…
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner26

banner25