https://www.facebook.com/Aksu-Gazetesi-836498566417813/

TAPU SENETLERİMİZ MEZAR TAŞLARI

Bu haftaki yazımıza Samed Vurgun’dan bir dörtlük alarak başlayalım: Kim bilir neçedir dünyanın yaşı Tarihin ne geder yazısı vardır Her sahsı parçası her mezar daşı Nesilden nesile bir yadigardır.

04.11.2020 17:20 tarihinde yayınlandı 64 defa okundu 0 defa yorumlandı
TAPU SENETLERİMİZ MEZAR TAŞLARI
Bu haftaki yazımıza Samed Vurgun’dan bir dörtlük alarak başlayalım:
Kim bilir neçedir dünyanın yaşı
 Tarihin ne geder yazısı vardır
Her sahsı parçası her mezar daşı
Nesilden nesile bir yadigardır.
“Dünyanın yaşı kaçtır, tarihin kaç tane yazısı vardır, her saksı parçası, her mezar taşı nesilden nesile yadigârdır” diyor şair. Çok doğru söylüyor, ama elbette “okumasını bilene, anlayabilene, anlamak isteyene, anlayıp da anlatmak isteyene” söylenmiş bir sözdür bu.
Türklerin ölülerine saygıyla bağlılığı ve atalarının öldükten sonra tekrar dirileceğine inanmaları, Türklerde mezar ve mezar taşı geleneğinin doğup gelişmesinde önemli bir etkendir. Atalarına ölünce yok olmuş gözüyle bakmak yerine, gelecekte dirilmek üzere onlar için yapılan evlerde bir bekleme dönemine geçmiş oldukları inancı, ölenler karşısındaki davranışlarını tayin eden en önemli faktördür.
Ölenin ardından yapılan törenlerin söylenenlerin değil, yazılan ve çizilenlerin kalıcı olacağını düşünen Türkler, sevdikleri için bir mezar taşı dikip, onunla ilgili bilgileri ve düşünceleri taşa kazımışlardır. Böylece hatıralarını hep canlı tutmayı ve nesiller boyu aktarmayı düşünmüşlerdir.
Mezar ve mezar taşları sadece mezarda yatan kişiyi değil, zamanı ve zaman içinde onların başlarından geçen olayları, kazandıkları zaferleri ; mevkilerini, dertlerini, korkularını, inançlarını, geride bıraktıkları bölge insanının duygu ve düşüncelerini de anlatır.[1] Bulundukları toprağın en doğal tapusunun mezarlıklar olduğuna inanan Türk toplumu, çok önceki devirlerden beri geçmişine olan bağlılık ve saygısını, güzel sanatlara olan ilgilerini , şekil ve ölçü yönünden kendi içinde dengeli çeşitli süsleme öğeleri ve taş işçiliğinin mükemmelliğiyle, özgün düşüncelerinin ayinleri olarak mezar taşlarında simgeleştirmişlerdir. [2]Milletimizin geçirmiş olduğu kültür safhalarını göstermesi bakımından son derece değerli olan mezar taşları, Pazırık’tan Orhun Kitabelerine, Ahlat Mezar Taşlarından diğer tarihi mezar taşlarına kadar, kültürümüz hakkındaki bir çok bilgiyi safha safha anlatmaktadır.[3]
Uzun yıllar batıda gelişen koruma bilincine rağmen, tarihimizin bu canlı tanıkları bizde aksine bir ilgisizlikle karşılanmış, her biri bir sanat abidesi olan taşlarımız harap olmaya terkedilmiştir. Toprağın altındaki Anadolu medeniyetlerine gösterilen ilginin binde biri mezar taşlarına gösterilmemiştir ne yazık ki.
Nüfusun artması, şehirleşmenin gün geçtikçe büyümesi, yeni vefat eden kişiler için mezarlık alanları yapılmaması , bazen şehir planlaması, bazen yol yapımı ve bazen de bu ve benzeri birtakım estetik kaygısı taşımayan düşüncelerle  ölümsüzlüğün ifadesi olan o sessiz taşlar, tarih, kültür ve sanatsal anlayış yoksulu kişiler ve halk tarafından bilinçsiz olarak parçalanmakta, inşaat kalıntıları altında kalmakta ve adeta yok edilmektedir.
Yukarıda saydığım olumsuz sebeplerden dolayı, ülkemiz ve tarihimiz açısından büyük öneme sahip Antalya mezar taşlarının tespit edilmesi ve tarihin akışında kaybolup gitmesinin önlenmesi amacıyla yıllardır bu taşları fotoğraflayıp halkımıza duyurmaya çalışıyorum. Umuyorum tarihime, atalarıma olan borcumu bir şeklide yerine getiriyorumdur, takdir sizlerin…



[1] H.Yurttaş, “Erzurum’daki Mezar Taşlarından ve Vakfiyelerden Birkaç Örnek”, IV. Ortaçag ve Türk Dönemi Kazıları ve Araştırma Sempozyumu Bildirileri, Van, 2000, s.138.
 
[2] B.Oguz, Mezar Taşlarında Simgelenen İnançlar, İstanbul, 1983, s.9
 
[3] M.Z.Kuşoglu, “Milli Kültür değerlerimiz Açısından Mezar Taşlarımız”, Mezar Taşlarında Hüve’l Baki, İstanbul, 1984, s.23
 

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

500

Adınız Soyadınız :

Yorumlar Yükleniyor ...
Facebook Yorumları