https://www.facebook.com/Aksu-Gazetesi-836498566417813/

RESSAM VE MİLLİ YÜZÜCÜ YUSUF AKGÜN'DEN DERS ÇIKARILACAK HAYAT HİKAYESİ

Yusuf Akgün; iki kolu olmadığı halde resim yapabiliyor ve bunun ile de yetinmeyip milli yüzücü oluyor, hayat hikayesi şöyle başlıyor.

10.06.2020 16:50 tarihinde yayınlandı 362 defa okundu 2 defa yorumlandı
RESSAM VE MİLLİ YÜZÜCÜ YUSUF AKGÜN'DEN DERS ÇIKARILACAK HAYAT HİKAYESİ
Yusuf Akgün; iki kolu olmadığı halde resim yapabiliyor ve bunun ile de yetinmeyip milli yüzücü oluyor, hayat hikayesi şöyle başlıyor.
         Iğdır'da çobanlık yaparken, 6 yaşında çıktığı yüksek gerilim hattında  elektrik akımına kapılan ve iki kolunu kaybeden ressam ve milli yüzücü Yusuf Akgün azmini ve inancını hiç kaybetmedi. 
          Gelin bundan sonrasını telekonferans yoluyla yaptığımız röportajdan dinleyelim.
        Hayatınız ve geldiğiniz nokta çok ilginç. Bize anlatır mısınız?             Ben Yusuf Akgün. Iğdır doğumluyum, 6 yaşında yüksek gerilim hattına çıktım. Niye çıktın derseniz; ben hiperaktif bir çocuktum. Tehlikeleri gördüğüm halde, uyarılara rağmen denemek isterdim. Bunun sonucunda iki kolumu kaybettim. Babam beni Iğdır,Kars ve Erzurum Devlet Hastanelerine götürdü.. Oradan gelen yanıt, 'Bu çocuk ancak 24 saat yaşar ,sol bacak kesilmezse kangren olur'... Bunun üzerine babam beni hastaneden kaçırdı. Arkasından benim için yeni bir hayat başladı. Iğdır'ın Aliköçek köyünde 7 ay kadar iyileşme süreci geçirdim. Ailemin, 'Ölecekse evinde ölsün, diğer organlarını da kaybetmesin' düşüncesiyle geldik bu köye. Ben mücadele etmeye karar verdim. Düşünün, etrafınızda 100 insan var, hepsi ağlıyor. Umutsuz gözlerle bakıyorlar bana. İçlerinde, 'Bu çocuk askere nasıl gidecek' diyenlerde var. Sanırım insanlar kendi kaygılarını yansıtıyorlardı. Bense, nasıl toparlanırım kaygısı içindeydim. Duygusal anlamda umutsuz bakışlar arasında,  olumlu bakmaya çalıştım ve onları nasıl üzmem diye düşünüyordum. Vücudumdaki  darbelere rağmen tam toparlanmasam da 1 yıl içinde yürümeye başladım. Tuhaf gelebilir ama, sol kolum çok çürümüştü. Beni çok rahatsız ediyordu. Çevremdeki insanların benden kaçmalarına neden oluyordu.Bir gece baskı uygulayarak kolumu kendim çektim attım.Daha sonra sağ kolumunda, çok kötü durumda olması aileme çok üzüntü verince onların yardımlarıyla o kolumuda söküp çıkarttık. Hatta babam kolumu götürüp bir okulun bahçesine gömdü.
        Okul hayatınız nasıl başladı?
          Babam beni 5 yaşında okula vermişti. Ama okulumuz yandı.Yangının olduğu gün koyunlarımızın yanına gitmiş ve bu kaza başıma gelmişti. Öyle bir süreçteydik ki, 90'lı yılların başı bölgede yoğun  siyasi yaklaşımlar, olumsuz tepkiler hakimdi. Ailem benim artık bu bölgede yetişeceğime, o toplumda varlığımı  sürdüreceğime inanmıyorlardı. Babam beni çocuk esirgeme kurumuna vermek için araştırmalar yaptı. Devlet korumasına verilmem için  engelli olduğumu, durumumuz olmadığı için bana bakamayacağını söylüyordu. 1992 yılında ailemle Ankara'ya geldik. Annem Çankaya Köşkü önünde, 'Evladımı alın' diyerek kendini yakmaya kalkınca, tabii olay basına yansıdı.
        Sizin Mesut Yılmaz'la bir anınız var.
          Annemin kendisini yakmak istemesi basına yansıyınca,  dönemin Anavatan Partisi Genel Başkanı  olan Mesut Yılmaz'ın dikkatini çekiyor. Eşiyle birlikte karar veriyorlar. Dönemin Ağrı Milletvekili Adil Aşırım'a da talimat vererek benim Ankara Saray Çocuk Esirgeme Kurumu'na yerleşmem sağlandı.. Orada 12 yıl kaldığım süre içinde, rehabilitasyon merkezi olduğu için tüm hizmetler onlar tarafından yapılıyordu. Benim amacım, kendi işlerimi kendim yapmaktı.Bunun için çözüm üretmeye çalıştım .Aklınıza gelecek her şeyi incelemeye başladım. Netice de kendim giyinip, yemeğimi kendim yiyordum. Artık kendi kararlarımı kendim veriyordum. Pursaklar'da  Ayyıldız ilköğretim Okulu'na başladım. Orada da duygusal yaklaşımlar oluyordu. Ben ağzımla tuttuğum kalemimle karalamalar yapmaya başladım. Bu çizimlerle çevrede kabul görmeye başlamam beni mutlu etti. Ardından 1 yıl sonra  Ankara Atatürk Çocuk Yuvasına gönderildim. Vücudumdaki yaralar düzelmeye başlamış, iyileşme sürecine geçiyordum. Resim yapıp, yazı yazıyordum.Artık bende arkadaşlarımın içine dahil olmaya başladım. Okulda ki öğretmenim Hatice Şahin'in çok desteğini gördüm. Beni her konuda motive etti. Kanun gereği 12 yaşına gelince 12-18 yaş erkek yetiştirme yurduna geçmemiz gerekiyordu. İlk önce Etimesgut ardından Trabzon Erkek Yetiştirme Yurduna gönderildim.Trabzon yetiştirme yurdundan bir arkadaşımla birlikte kaçarak İstanbul'a gittik.
         İstanbul'da neler yaşadınız?
          Üç ay geçen sokak hayatımda, Esenler Otogarı dahil her yerde yattım. Açlıkla çok mücadele ettim. Yakalandığım gün İlk önce İstanbul Erkek Yetiştirme Yurduna götürülerek yıkandım, üstüm değiştirildi. Tekrar Trabzon Erkek Yetiştirme Yurduna yollandım. Ertesi gün beni bu sefer Ağrı'ya yolladılar. Maalesef o zamanlar bu bölgede ki yurtlar koruma ve bakım anlamında iyi olmayan yerlerdi..Bizimle ilgilenenler,hakkıyla değil de kendi insiyatiflerini kullanabiliyorlardı. Bu çok üzücü bir durumdu. Bir süre sonra buradan da kaçtım. Amacım Iğdır-Ağrı karayolunda 76 plakalı bir otobüs bulup  evime  gitmekti. Belimize kadar gelen karlı bir gündü. Gözümü açtığım zaman, beni bir kargo firmasının bulup, yardım ettiklerini ve Iğdır'a doğru yola çıktığımızı gördüm.Beni donmaktan kurtarmışlardı. Eve geldiğim zaman 1 hafta hastanede tedavi gördüm. Babam benim yurda gitmemi istiyordu. Bir gün önüme bir 10 lira attı. Gidersen hayatın değişir diyordu. Bu ara da Ankara da protez yaptırmam istendi.Ben istemedim. Karşı çıktım, ihtiyaç duymuyordum.
         Ankara'da hayatınızda neler gelişti?
          Ankara'ya geldiğim zaman 2 ay yine sokaklarda yattım. Tunalı Hilmi Caddesin'de, Sıhhiye otoparkında, parklarda  yattım. Dönemin bakanlarından Hasan Gemici vasıtasıyla Yenimahalle 50. Yıl Yetiştirme Yurduna yerleştirildim. Böylece Ankara hayatım başladı. Kendime de çeki düzen vermeye başlamıştım.
         Yaşantınızın en güzel bölümü olan eğitim sürecinizi anlatır mısınız?
          Doğal yoldan neler yapabilirim diye düşünüp eğitim hayatına başlamaya karar verdim.Kubilay İlköğretim Okuluna başladım. Okulda izcilikten tutun yazarlık, resim, spor, ingilizce gibi her tür faaliyetlere katıldım.Yüzmeye yeniden başladım.Dönemin Engelliler Milli Takım Antrenörü  Ercüment Kantar ile önce bölgelerde, Türkiye şampiyonalarında ardından da ülkemizi farklı bölgelerde  temsil etmeye başladım.Bunların başında Almanya  ve Çek Cumhuriyeti geliyordu. Diğer savunma sporlarını da çalışıyordum..Hiç boş durmadım diyebilirim.Lise'de okul başkanlığı, Türkiye Gençlik Meclisi il ve ilçe temsilciliğine kadar yükseldim.Resim yapmam daha profesyonel hale geldi. Aile Bakanlığı desteği ile arkadaşlarımla sergiler açmaya başladık.Lise dönemimi başarılı bir şekilde tamamladım diyebilirim.
            Üniversite yıllarınız da neler yaşadınız? 
            Üniversitelerin Güzel Sanatlar  Bölümlerine hazırlandım ama 6, 7  devlet üniversitesinin kapısından dönmek zorunda kaldım. Gerekçeleri,  'mezun olduktan sonra eğitimci raporunu sana nasıl vereceğiz' idi. Ben de bir vakıf üniversitesi olan  Atılım Üniversitesi'ni %100 bursla kazandım. Moda-Tekstil programını seçtim. 3.sınıfa geldiğim zaman Engellilik Programı yapmaya karar verdim. Bilhassa okulun ara dönemlerinde faaliyetlerime hız verdim. Engelli çocuklar ve aileleri ile ilgilenmeğe başladım. AMATEM'e giderek çocuklarla sohbetler ettim. Kendi hayatımdan örnekler verdim. Arkadaşlarımla sergiler açıyorduk. Çizim yapıp antremanlara gidiyordum. İnsanlarla diyoloğum iyiydi. Bu deneyimlerimi daha geniş kitlelere yaymaya karar verdim. ÇOSEV ile çalışmaya başladım.Bakanlığın izniyle çocuk yuvalarına gidiyordum.Okulumun referansıyla Üniversitelerin psikiyatri bölümlerinde eğitim seminerlerine katıldım. 2015 yılına geldiğimiz zaman çizimlerime ağırlık vermeye karar verdim. Tamam resim yapıyordum ama bir şeyler oluşturmam gerekiyordu. İlk profesyonel çalışmam 65 parça Yeşilçam Artist ve aktörlerini yaklaşık bir buçuk senede tamamladım. Böylece bir yeşilçam koleksiyonum oldu.Gittiğim etkinliklere bu yeşilçam koleksiyonumu da götürdüm. Öyle bir an oldu ki artık yerelden ulusala kadar sesimi duyurdum. Daha akademik alanda bir şeyler yapmak adına Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü Bilim ve Toplum Çalışmalarında yüksek lisans yaptım.Geçen dönem bitirdim 
            Şu an neler yapıyorsunuz?
              Şu an, faaliyetlerime devam ediyorum. Bu faaliyetlerimi, çok samimi olarak söylüyorum, devletime, milletime bize verilen emeğe bir vefa borcu olarak yapıyorum. Engelli bireyler asla pes etmesinler, mücadele etsinler. Olmayacak diye bir şey yoktur.
                Ben Yusuf Akgün'ü Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın yaptığı portresiyle sosyal medyada görerek tanıdım ve kendisine ulaştım. İyi ki tanıdım onu. Sevgili Yusuf Akgün'e çok teşekkür ediyoruz aynı zamanda bu süper insanı kutluyoruz.
 
HABER:SEMA KUMRULU/ ANKARA
 

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

500

Adınız Soyadınız :

Yorumlar Yükleniyor ...
Facebook Yorumları