https://www.facebook.com/Aksu-Gazetesi-836498566417813/

KONUĞUMUZ YAZAR DURSUN KUVELOĞLU

11.05.2020 15:41 tarihinde yayınlandı 340 defa okundu 0 defa yorumlandı
KONUĞUMUZ YAZAR DURSUN KUVELOĞLU
Gazeteci kökenli olduğunuzu biliyoruz. Roman yazma süreci nasıl ve ne zaman başladı?
Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümü mezunuyum. Reklamcılık alanında staj yaptım. Üniversiteden mezun olduktan sonra bir süre gazetecilik yaptım. Gazeteciliğin bana göre olmadığına karar verip kamu görevine geçtim.
Roman yazma sürecinin başlaması esasında aniden gelişen bir merakın yahut modaya uymanın sonucu değildir. Ortaokul sıralarından itibaren edebiyata, kitaplara ve yazmaya yönelik karşı konulamaz bir ilgim vardı. Ancak otuzlu yaşların sonuna kadar beklemem gerekti. İlgi yeterli olmuyor, küpün de dolu olması gerekiyordu. Küpün dolu olması da yetmez. İçinizden bir sesin sizi rahatsız etmesi, dürtüklemesi lazım! Susamak gibi, uykunun gelmesi, lavabo ihtiyacının oluşması gibi bir şey! O an geldiğinde karşı koymanız imkânsızdır. Ben de bu imkânsızlığa karşı oyamadığım anda yazmaya başladım. 
 
Çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?
Kamu görevim devam ediyor. Bunun yanında roman ve edebiyat dergilerine makaleler yazmaya devam ediyorum. Öte yandan Türk Ocakları Genel Merkez Sanat Edebiyat Kurulu üyesiyim. Son bir yıldır da kurulun başkanlığını yapıyorum. Kurulumuz faaliyetleri arasında yetişkinlere yönelik edebiyat, yazarlık, editörlük ve eleştirmenlik çalışmaları yapan yazarlar topluluğumuz bulunuyor. Ayrıca, çocuk edebiyatına yönelik çalışmalar yapan Bala Kitap Topluluğumuz mevcut. Sinema, resim ve müzik başta olmak üzere, diğer sanat faaliyetleri alanındaki çalışmalar da sanat edebiyat kurulumuz çatısı altında devam etmektedir. Önümüzdeki yıllarda daha farklı projelerimiz olacak. Amacımız, ülkemizin kültür ve sanat hayatının zenginleşmesinde etkili bir mahfil haline gelmektir.
Sizi, Ney ve Mey isimli romanınızın imza gününde tanımıştım. Roman ile ilgili bilgi verir misiniz?
Evet, teşekkür ediyorum. Ney ve Mey, yayınlanmış altıncı ve son romanım. Ülkemizde hemen herkesin dilinden düşürmediği ama gerçekte kim ve nasıl biri olduğuna dair çok da fikir sahibi olmadığı Neyzen Tevfik’i konu edinen biyografik bir romandır. Pek çok kişinin ağzından Neyzen Tevfik’in çoğu muzır yahut aykırı dizelerini duyarız. Gerçekte bu kadar aykırı, huysuz ve muzır birisi toplumda hoş karşılanmaz. Neyzen Tevfik bunun istisnasıdır. Çok kişiye tanınmayan haklar, ona tanınmış gibidir. Bir bakıma Neyzen Tevfik’e karşı bir hoşgörü duruşu söz konusudur. Bana göre Neyzen huzursuz, hayatla kavgalı, genel kabullere iltifat etmeyen çağın rind melamisidir. Alkolikliği ve afyonperestliği onun maskesi olmuş. Ney üflemede ise gerçek bir dahi! Hepsi bu kadar mı? Hayır! Ben maskeli Neyzen’i değil, o maskenin ardındaki dertli, huzursuz, dünya malına ve makamına eyvallahı olmayan, garip gureba dostu büyük bir yüreği doğru okuyup doğru yansıtmaya çalıştım. Okurlardan gelen tepkilere bakılacak olursa bu niyetimin büyük ölçüde gerçekleştiğini söyleyebilirim.
Sizce yazarlık bir sanat mıdır?
Elbette bir sanat! Toplumun röntgenini çeken, insanın iç dünyasını keşfeden, yeni dünyalar ve hayatlar kurarak okuru gezdiren, düşündüren, uyandıran, farkındalık duygusunu harekete geçiren büyük bir sanat. İnsanın varlık sebebi olan hayret duygusuna seslenen ve bu duyguyu kışkırtan bir sanat. Merhum Cemil Meriç ne güzel demiş: “18’inci Yüzyılın bütün sosyal bilimcilerini toplasanız bir Balzac etmez!” Tabi ki gerçek yazarlar, büyük yazarlar ve yazanların hayatlarını vakfettikleri büyük emek ve birikimin ürünü eserlerden bahsediyorum. Hakikatin bilgisini keşfe çıkaran, toplum içerisinde görünmez hale gelen insana projektör tutan, fark ettiren, tanıtan ve sosyal kesimler arasındaki duygudaşlığı besleyen büyük bir sanat!
Kuşlukta Yazarlar Topluluğu ismiyle bir grubunuzun olduğunu biliyorum. Buradaki çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Bu soru için özellikle teşekkür etmek isterim. Evet, dokuz yıldır aralıksız devam eden, Türkiye’de benzerini bilmediğim-duymadığım bir yazarlar topluluğunun adıdır Kuşlukta Yazarlar Topluluğu… Yukarıda ifade ettiğim üzere, Türk Ocakları Genel Merkez Sanat Edebiyat Kurulumuzun önemli faaliyet dallarından birini oluşturuyor. Topluluk, yirmi beş yazar, şair ve eleştirmenden oluşuyor. Edebiyat dünyamızın temel eksikliklerinden olan editör ve eleştirmen yetiştirmek üzere çalışan Topluluk, aynı zamanda roman, hikâye, deneme gibi edebi türde eserlerin, baskı öncesi denetimini yapıyor. Yani bir yazar, eserini yayınevine vermeden önce bize getiriyor. Kurul üyeleri eseri okuyarak, belirlenen gün ve saatte davet ettikleri eser sahibine, eser hakkındaki eleştirilerini not ettiriyor. Amacımız, edebiyat dünyasına kazandırılacak eserlerin dil, anlatım, kurgu, içerik, imla bakımından en az hatayla okuruna ulaşmasına yardımcı olmaktır. Yine eser sahiplerinin talep etmesi neticesinde, daha önce yayımlanmış ama yeni baskısı yapılacak eserlerin hatalarının ayıklanması ve gerekli görülen önerilerin yapılamasını teminen eserler yine topluluk üyeleri tarafından analiz edilmektedir. Buradaki amacımız da eserin yeni baskılarında daha nitelikli bir içeriğe kavuşmasına yardımcı olmaktır. Bütün bu emekleri ve çalışmaları bedelsiz olarak yapıyoruz. Tek amacımız, Türk kültürüne eklenecek yeni eserlerin daha nitelikli ve hatalarından mümkün mertebe ayıklanmış olmasına katkı sunmaktır.
Pandemi döneminde neler yapıyorsunuz? Yeni bir çalışmanız var mı?
Evet, pandemi denilen küresel salgın, daha Türkçe bir ifadeyle kıran, insanları evlerine çekilmeye zorladı. Sosyal hayatın akışı büyük ölçüde yavaşladığı gibi, değişime de uğradı. Eğitim-öğretim faaliyetleri internet üzerinden verildiği gibi, pek çok konferans ve toplantı da internet üzerinden yapılmaya başlandı. Özel ve kamu sektöründe çalışanlar, evden çalışma sürecinin aktörleri oldu. Fakat en fazla da insanları bunaltması, sınırlandırması ve bir çeşit hapis hayatı yaşatmasıyla bu süreç ele alındı.
Kendi adıma bu süreçte sıkıldığımı söyleyemem. En azından şu ana kadar sıkılmadım. Gündelik hayatın koşuşturması içerisinde tükettiğimiz zamanın büyük kısmı bize kaldı. Bu sayede uzun zamandır okumak ve yazmak adına kafamdaki planları uygulamaya koymak noktasında bu süreç benim açımdan bulunmaz bir fırsatlar hediye etti. Bu çerçevede; yaklaşık iki sene önce başladığım, okumalarını bitirip gerekli notları almama rağmen bir türlü vakit bulup da bitiremediğim yeni romanımın taslağını bitirdim. Yeni romanım üzerinde birkaç ay gereken düzeltme, ekleme, çıkarma ve zenginleştirme çalışmaları yapacağım.
Sonbaharda, uygun bir yayınevi çıkması halinde de yayımlatmayı planladım. Roman hakkında küçük bir ipucu vereyim: 1911 Trablusgarp cephesinden başlayarak 1920 yılına kadar, istihbarat örgütlerinin gözünden Osmanlının çöküş yıllarını yazdım. İstanbul’un işgali de var, Hicaz ve Yemen’den, Irak ve Suriye cephesine kadar, perde arkasında yaşananları aktarmaya çalıştım. Tarihi bir roman! En önemlisi de Mezopotamya denilen bölgede bitmek bilmeye kaos ve çatışmaların gerçek sebeplerine dikkat çekmeye çalıştım. Kapalı kapılar ardını yazmaya ve yansıtmaya çalıştım. Pandemi dönemi eseri olarak fena olmayacak gibi görünüyor. Karar elbette ki okurun olacaktır.
 
Eklemek istedikleriniz nelerdir?
 
Türk milletinin töresini, idare ve kültür birikimini yansıtan en önemli eserlerden biri olan Kutat-gu Bilig’te Yusuf Has Hacib ata bize şöyle öğüt verir: “Yurdu kılıçla alırsınız ama kalemle tutarsınız!” Milletimizin hedeflerini, acılarını, hayallerini, sıkıntılarını ve manevi zenginliklerini yazmak, yazılan eserleri okumanın aynı zamanda bir milli beka meselesi olduğunu bundan daha iyi hangi söz anlatabilir? Bugün Rusya’nın gerçek gücü füzeleri-tankları değil; Dostoyevski, Tolstoy, Puşkin’dir. İngiltere açısından güç kaynağı donanması değil, Sheakspeare’dir. Almanlar açısından Goethe, Schiller en büyük ve kıymetlki markadır. İtalyanların en kıymetli markası Leonardo Da Vinci, Fransızların Balzac, Gustave Flauber’tir. Milletlerin marka değerleri, kültür ve medeniyetteki markaları, kültür ve sanat adamlarıdır. Kalıcı olan, millete rengini veren ve o milleti yansıtan kültür ve sanat eserleri ile bu eserlere imza atan insanlarıdır. Bu sebeple her şey geçici olabilir. Değişir, dönüşür, hatta tedavülden kalkar. Ama edebiyat ve sanat ürünleri, sonsuza kadar var olan gerçek zenginliklerdir. Bu şuurla yaşayan ve temiz bir Türkçeyle verilecek her eser, bu toprakları vatan yapan ve geleceğe taşıyacak olan en temel dayanak olacaktır.
 
            HABER: SEMA KUMRULU / ANKARA

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

500

Adınız Soyadınız :

Yorumlar Yükleniyor ...
Facebook Yorumları